Ancak
ülkemizde yanlış yönlendirme nedeniyle mineral içeriği konusunda korkunç bir
yanılgı var; ülkemizin jeolojik yapısı genellikle kalkerik olması nedeniyle
mineral içeriği yüksek yani yüksek sertlik dereceli sulardır. Ne yazık ki daha
sağlıklı olan bu sular, ülkemizde “kaba su-ham su” olarak tanımlanmakta ve halka 0,5-1,5 Fransız
sertliğinde (FS ͦ) çok yumuşak sular
tavsiye edilmekte ve böyle bir damak tadı algısı oluşturulmaktadır.
Aynı
zamanda kuvarsit, granit ve volkanik kayaçlardan süzülen bu sular, magnezyum
(Mg) ve kalsiyum (Ca) tuzları açısından çok fakir ve asidik-bazik göstergesi
(pH) 6,5 mertebesinde asidik yani aşındırıcı karakterde sulardır. Türkiye’de halen işletilmekte olan menba
sularının büyük bir bölümü, kuvarsit, granit ve volkanik kayaçlardan oluşan
kaynak suları değildir, ancak korkunç bir cehaletle kireçtaşı, dolomit ve
mermer kayaçlardan oluşan yüksek mineralli kaynak suları, işletmeci şirketler
tarafından ters-ozmos teknolojisiyle proses edilerek yine sertlik dereceleri
0,5-1,5 FS ͦmertebesine düşürülmektedir.
Ters-ozmos teknolojisi önemli bir arıtma teknolojisidir, ancak gerek kaynak
suyu çıkışına gerekse de şehir şebeke suyu çıkışana, sertliği düşürmek adına bağlanacak
bir teknoloji değildir; bu proses esnasında 100 birim giriş suyundan 25 birim
çıkış suyu, 75 birim atık su elde edilir; bu ciddi şekilde kaynak israfıdır
yani %75 kayıp demektir. Aynı zamanda işlemden geçen suyun mineral miktarı 15-50ppm
mertebesindedir ki bu içilecek su değil ancak ideal bir ütü suyu veya
biraz daha işlemden geçirilip 0.0ppm’lik su elde edilirse akü suyu olabilir.
Sağlık Bakanlığı’nca düzenlenen “Menba
Suyu Yönetmenliği,” menba suların sertliğinin 0-10 FSº arasında olması şartına
yer veriyordu. Sonra, sertlik üst sınırı kaldırıldı, fakat alt sınır tanımlanmadı.
Avrupa Birliği ve Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) standartlarında ise bu değerler
çok farklı olarak tanımlanmıştır. İçme
suyunda, Avrupa Birliği Fransız sertlik değerinin minimum 15 (FSº), WHO da
minimum 10 (FSº) sertlik derecesinde olmasını önermektedir.
Suyun sertliği,
genellikle ülkemizde de olduğu gibi Fransız Sertlik (FS ͦ) birimi ile ifade ediliyor ki, suda
çözünmüş olarak bulunan Ca ve Mg karbonat bileşiklerinin toplamı olarak
tanımlanıyor. Buna göre;
·
0-5 FS ͦ :
çok yumuşak,
·
5-10 FS ͦ :
yumuşak,
·
10-20 FS ͦ :
Orta sert,
·
20-30 FS ͦ :
Sert,
·
> 30 FS ͦ :
Çok sert sular olarak sınıflandırılıyor.
pH ise suyun asidite-alkalite
(bazik) derecesini gösteren bir terim. pH aralığı 0-14 arasında değişiyor. 7
nötr, 0-7 arası asidik, 7-14 arası alkali su olarak kabul edilir. Bir su ne
kadar çok Ca, Mg ve potasyum içeriyorsa asitliği de o kadar az oluyor; yani
pH’sı alkali tarafta oluyor. pH değerinin 7,5-8.5 arası olması
(yani hafif alkali olması) idealdir.
İçme sularının, önemli bir Ca kaynağı olması gerekir. Bir insanın günlük
kalsiyum ihtiyacı 1000 mg’dır. Çocuklar ve yaşlılar için bu ihtiyacın
karşılanması özellikle önemlidir. Gerekli kalsiyumun yaklaşık yüzde 20’sini
içtiğimiz sudan alırız. Bunun için de, 100 mg/litre kalsiyum içeren bir sudan
günde iki litre içmemiz gerekir.
Ca ve Mg dışındaki mineraller de çok
önemlidir. Doğada ve insan vücudunda soy gazlar hariç 84 element
bulunmaktadır. İnsan vücudunun bütün bunlara ihtiyacı vardır, çünkü bu
elementlerin hiçbiri insan vücudunda üretilmemektedir. İşin kötü yanı bazı
doğal mineralleri (selenyum, molibden, vanadyum, magnezyum, lityum, kobalt vb)
alacağımız doğru dürüst bir kaynak yoktur. Bu minerallerin hemen tamamı
kaliteli kaynak suluları, maden suları ve kaya tuzlarında bulunuyorlar ve
sağlığımız için çok önemlidir. Bu konuda ABD’den ilginç araştırma sonucu
veriliyor; Texas’ta lityumdan fakir suların içildiği bölgelerde cinayet,
hırsızlık, soygunculuk, tecavüz ve intihar olgularının daha çok görüldüğü
saptanmıştır!..
Magnezyum (Mg) ise, kas ve kemik sağlığı ile sinir iletisi için
önemlidir. Günde ortalama 200-400 mg magnezyum alınması gerekiyor. İleri yaş ve
hamilelikte, ayrıca her yaşta yorgunluk hissedildiğinde magnezyum ihtiyacı
artar. Bu madde kalp kası sağlığı için de önemlidir. Son
yıllarda Mg’un kansere karşı direnç sağladığı da
iddia edilmektedir. Vücut, yine Mg gereksiniminin önemli miktarını da içme
suyundan karşılıyor. WHO yayınlarında, içme suyunda kullanılan düşük
sertlikteki asidik suların, insan sağlığına olan olumsuz etkileri
araştırılmıştır. Bu araştırmalarda, magnezyum yönünden zengin su kullanan
bölgelerde yaşayan insanlarda kalp krizi riski anlamlı bir şekilde düşük
bulunmuştur.
Bugün, dünyada en çok satılan
Fransızların menba suyu Evian’ın sertlik derecesi, 27 FSº dir,
yani Türk damak tadı standartlarında “kaba bir su”dur Evian. Bizde bu değer, en
çok satan menba sularında 1-1.5 (FSº) Fransız sertlik derecesi arasındadır,
yani dünyanın en popüler suyu ile Türkiye’nin en popüler suları arasında büyük
bir fark var. Ülkemizde, geçmişte “yönetmelik gereği,” şimdi
de “Türk Standartları” gereği düşük sertlikli suların içilmesi teşvik ediliyor.
Suyu bakteriyolojik olarak korumak ve depolama
süresini arttırmak için bazı büyük firmalar şişelemeden önce suya ozon yüklemektedirler.
Kaynak suyunun ozonlanması, suyun doğal
özelliğini kaybettirir. Yönetmeliklerde ozonlama yoktur.
Sonuç olarak, herkesin elinde pet şişe su, evlerde damacana su, oluşturulan
damak tadı algısı “yumuşak su” yani pH değeri 6,5’tan az, mineral içeriği fakir, asidik
yani aşındırıcı sulardır.
Vahim olan bir diğer süreç ise “ damacana su’dan tasarruf etme” adına
oluşturulan evlerde mutfak musluğuna bağlanan tezgâh altı arıtma cihazları ve
arıtmalı sebil sektörüdür. Ancak, yine kullanılan teknoloji
ters-ozmostur. Yani yine sıfır su üretilmektedir.
Bilimsel
araştırmalar damacana ve pet şişelerin suya etkisini aşağıdaki şekilde
özetlemektedir:
·
Pet şişeler suya ANTİKON denen ağır metal yükler ve STALAT denen endokrin bozucu kimyasal
yükler.
·
Damacanalar polikarbonattan üretilir, bir petrokimaya türevidir, suya bisFenol A (BFA) denen bir toksit
yükler; kanserojen olduğu FDA tarafından onaylanmış ve Avrupa, ABD ve Kanada’da
yasaklanmıştır;
·
Davranış bozukluklarına ve beyin hasarına,
·
Prostat ve meme kanserine,
·
Kız çocuklarında erken adet görmeye ve boylarının kısa kalmasına,
·
Hormonal bozukluklara,
·
Erkeklerde kısırlığa neden olur,
·
Kordon kanı ve anne sütüne doğrudan geçer,
·
Anne karnındaki bebeklerde 100-300kat BFA yoğunlaşmasına neden olur ki;
yaşamı için ciddi tehdit oluşturur. (Bu bilgiler İstanbul Üniversitesi
Öğretim üyesi Prof. Dr. Kenan Demirkol’dan derlenmiştir.)
Özellikle, kemik oluşumu devresinde çocukların ve ileri yaşlardaki
yetişkinlerin bu aşındırıcı kaynak sularını, ne kadar “yumuşak,” ne kadar
lezzetli olursa olsun sürekli kullanmaları sağlığa aykırıdır. Belirli bir yaşın
üzerindeki kadınlarda, kemik
erimesinin görülmesi, sık sık kalça kırılmalarının yaşanması, olağan bir
olay değildir. Temel sorun mineral miktarı düşük ve dolayısıyla pH değeri düşük, asidik-aşındırıcı
özellikte su içilmesidir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder