30 Kasım 2012 Cuma

Bugün Ne Yapmalı?



Bilindiği İstanbul, su ihtiyacının temini için yedi barajdan beslenmektedir ve bu barajlarda İSKİ tarafından ciddi şekilde arıtılmaktadır ve fiziksel ve kimyasal analizler sürekli olarak yapılmakta ve yayımlanmaktadır. Bu verilere göre suyun mineral miktarı 300mgr/litre mertebesinde, sertliği 12-15FS  ͦve pH ise 7.5 mertebesindedir. Bu anlamda teknik olarak bu su iyi bir sudur!... 

Peki, sorun nedir? Niçin insanlar şehir şebeke suyunu kullanmak istemezler? Çünkü barajlardan evlerimize kadar işyerlerimize kadar su, yüzlerce kilometre boru hatlarıyla gelmektedir ve bu hatlar sürekli yenilense de yeteri kadar güvenlikli değildir, nerede ne zaman hangi kontrolsüz ekskavatörün nereyi gagalayacağı belli değildir. Bunu İSKİ idaresi de bilir ve bu yüzden suya olması gerekenden çok fazla klor enjekte eder, mikrobiyolojik kirlenmeyi önlemek için… Yani elimizde teknik verileri çok iyi bir şehir şebeke suyu kaynağımız var ancak klor, olası mikrobiyolojik ve ağır metal kirlenmesini bertaraf edebilecek teknolojik cihazlarımız varsa sağlıklı su içmek mümkün olacaktır.

Diğer taraftan ülkemizde günde 1.500.000 adet damacana dolumu yapılmaktadır ve bunun 700.000 adedi İstanbul’da satılmaktadır. Çevre etkisi anlamında bu 700.000 PC damacana 490Ton Polikarbonat demektir bu da 4.800Ton/gün, yılda 1.752.000Ton CO2 salınımı demektir. Yani İstanbul’un sadece PC damacana tüketiminden kaynaklanan “karbon ayak izi 1.7Milyon Ton/yıl”dır, Kyto sözleşmesine imzalamış bir ülke olarak bunun maliyeti yani ödenecek karbon ayak izi bedeli 17Milyon$/yıl demektir.

Yukarıdaki bağlamda izlenen içme suyu elde etme ve kaynak sularını değerlendirme stratejisi hem doğal kaynakların israfı hem ekstra maliyet demektir. Türkiye doğal kaynak suları anlamında zengin bir ülkedir ve yaklaşık 238 firma faaliyet sürdürmektedir; uygun bir teknolojiyle şehir şebeke sularının içilebilir hale getirilmesiyle, bu firmalar iç tüketim yerine dış pazarlara yönlendirilerek 3-5Milyar$’lık ihracat geliri sağlanabilir.


Gelinen noktada, bu konsepte uygun teknoloji var mı? Sorusu nihai çözüme özne olabilir. Evet bugün bir Alman firması olan BWT-Best Water Technology geliştirdiği WODAPURE-ENERGY  ultra filtrasyon teknolojisiyle, 20 nano metre filtrasyon yaparak, ters-ozmosun tersine, sudaki olması gereken mineralleri koruyan, kloru, koku yapan organik maddeleri, virüs, bakteri, parazit, koli basili, lejyonella basili, tarım ilaçları kalıntılarını tutabilen, ek olarak bir miktar Caᶧ iyonu yerine Mgᶧ iyonu ekleyen, böylece suyu daha enerjik özellik kazandıran, kendi başına 10.000Lt yani 526 damacana suyu hijyenik ve enerjik hale getirebilen, mutfakta tezgah altına ve su sebillerine çok kolaylıkla monte edilebilen ve ekonomik de olan bir çözüm sunmaktadır. Almanya ile eş zamanlı olarak 2012 Mayıs ayından itibaren Türkiye’de İstanbul merkezli olarak tanıtılmaya çalışılmaktadır.

Bu sistemin çevre katkısı ise aşağıdaki şekilde özetlenebilir:

·         Bir Woda-Pure sistemi 526 adet damacana suya karşılık gelir,
·         Bu 526 damacana 368Kg. Polikarbonat demektir,
·         Bu kadar damacananın üretimi, dağıtımı ve geri dönüşümü için yapılan CO2 salınımı 3600Kg.’dır.
·         Karbon Borsasında CO2 fiyatı 10$/Ton-CO2’dur.
·         Bir Woda-Pure kendi başına 3600Kg CO2 salınımını engeller.
·         Bir ağaç yılda 282Kg CO2 absorbe edebilir ki, bir Woda-Pure yaklaşık 3600/282=~13 ağaç demektir.
Son söz olarak, su, sıradan bir kimyasal, sıradan bir element değildir, bir yaşam kaynağıdır ve yaşamın ta kendisidir. Su canlı bir elementtir, kötü sözden rahatsız olur ve kristal yapısı bozulur, sevgi sözünden ve senfonik müzikten hoşlanır ve müthiş formlarda kristalize olur. Suya yaşam alanı tanımak, onu koruyup kollamak kendimizi, kendi yaşamımızı ve doğal dengeyi korumakla eş anlamlıdır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder