Woda-Pure filtreleme sistemi yeni ve son su filtreleme teknolojisine
sahip Alman BWT markalı, %100 Alman yapımı, Alman menşeili, patentli ve
DVGW sertifikalı bir filtredir. Çalışma teknolojisi farklıdır çünkü;
enerji ihtiyacı duymayan, deposuz, şebeke basıncıyla çalışabilen ve
sadece 1.5 lt'lik pet şişe büyüklüğünde bir üründür. Kullanılmaya
başlandığından itibaren 10 ton suyu (526 adet 19lt'lik damacana)
filtreleyerek içme suyu haline getirir. Terz ozmoz sisteminden farklı
olarak, Ultrafiltrasyon teknolojisini kullanır. Bu sistemde, sudaki
yararlı mineraller tutulur ve sadece zararlı ve ağır metaller
filtrelenir. Buna ek olarak, özel Magnezyum ekleme ünitesi ile suya
Magnezyum ilave ederek sudaki mineral değerini arttırır.
Son zamanlarda uzmanların televizyonlarda söylediği gibi;
musluk suyu, içilmesinde sakınca görülmeyen ve en sağlıklı olan sudur
fakat gerek ev tesisatı gerekse şebeke tesisatındaki olumsuz etmenler
suyun kalitesine etki etmektedir. Bu sebepten, patentli Alman
teknolojisine sahip filtremiz BWT ürünü Woda-Pure, musluk suyunda
olabilecek koku, bulanıklık gibi etmenleri filtresinden geçirerek tadı
korur; klor, kireç, ağır metal, pestisit, herbisit, insektisit ve
zararlı bakterileri de filtreleyerek sağlıklı ve mineralli su içme
olanağı sağlar. Kompak ve kapalı bir sistem olması sebebi ile hiçbir
geri yıkama, kimyasal eklenti ya da atık su çıkışına ihtiyaç duymaz. Tek
kartuştan oluşan ürünümüz, filtrasyon girişinde ve çıkışında
bulundurduğu geri tepme klapesi ile filtrelenen suyun durgun haldeyken
geri gidişini engeller. Ayrıca tek kartuştan oluşan ergonomik yapısı
içeriside modifiye edilmiş olan gümüş kaplı aktif karbon bulunmaktadır.
Bu bölümde Woda-Pure’ye gelen su, içerisinde bulunan kloru, katı
maddeleri, organik maddeleri, böcek öldürücü ve bitki öldürücü maddeleri
tutar. Ayrıca su içerisinde bulanıklığa sebebiyet verecek tüm maddeleri
tutup rengi düzenler, kokuyu alır ve sertlik stabilitörümüz olan özel
reçine içerisinden geçerek Magnezyum ekleme ünitesine gelir. Burada tüm
koku, renk ve bulanıklık yapan maddelerden arındırılmış suya Magnezyum
ekleyerek suyunuzun mineral değeri çok daha yüksek ve kaliteli hale
gelir. Son olarak akış halindeki su, patentli teknolojimizin yapı taşı
olan bakteri ve virüslerin düşmanı yararlı mineral dostu Ultrafiltrasyon
ünitesine gelerek suyunuzun karakterini bozabilecek tüm etmenlerden
kurtularak son derece sağlıklı, mineralli, hijyenik ve enerjik su haline
gelir.
Suyun insan hayatı, yaşam ve doğa için ne kadar önemli olduğu, suyu bilinçli kullanmak adına neler yapılabileceği , insani su içme standartları ve sağlıklı su nasıl olmalı gibi çağımızın "mavi altını" suya dair her bilginin paylaşıldığı, "su, çevre, insan" üçgenine dair bilgileri burada bulabilir ve paylaşabilirsiniz.
17 Aralık 2012 Pazartesi
WodaPure Filtreleme Sistemi
7 Aralık 2012 Cuma
Magnezyum Eksikliği Nelere Yol Açar? Nasıl Giderilir?
Magnezyum
insan vücudunun ihtiyaç duyduğu önemli minerallerden birisidir. İnsan
vücudunda %0.05 magnezyum bulunur. Buda ortalama bir insanda 35 gr’a
karşılık gelir. Kanın litresinde 1.6-2.1 miliekivalan magnezyum bulunur.
Magnezyum insan vücuduna kalsiyumun kullanımı, kalp fonksiyonları, kan
basıncı, enerji üretimi, dinlenerek uyumaya yardım etmede
gereklidir.Eğer vücutta magnezyum eksikliği varsa, kasları kalsiyum
istila edip kramplara/seğirmelere neden olabilir. Beslenme düzeninde
kalsiyum, magnezyum, sodyum ya da potasyum eksikliği bacak kramplarına
sebep olabilmektedir. Terlendiğinde vücutta depolanan bu mineral
kullanılmaya başlar. Araştırmacılar kalp krizi kurbanlarının genellikle
kanında ve kalp kaslarında magnezyum azlığını tespit etmişlerdir.
Magnezyum eksikliği:
İştahsızlık,
bulantı, kusma, astım, kalp tutukluluğu, kronik yorgunluk, kaslarda
kasılma ve gerilmeler, uykusuzluk, asabiyet, sindirim azlığı, solunum
bozuklukları, hızlı kalp atışları ve kuşatılmadır.
Magnezyum Eksikliği Neden Olur?
Magnezyum
eksikliği genellikle yaşlı kişilerde, beslenme bozukluğunda, alkol
kullanımı ve idrar söktürücü ilaç kullanan kişilerde meydana gelir.
Karaciğer
ve böbrek rahatsızlıkları, sindirim sistemindeki emilim proplemleri,
ameliyatlar, pankreas iltihabı, diyabet magnezyum yetersizliğine neden
olur.
Stres,
sigara, fazla alkol tüketimi, hamilelik, emzirme, hastalıklardan
sonraki iyileşme dönemleri ve ağır egzersizlerde vücudun magnezyum
gereksinimi artar.
Magnezyum Eksikliğinin Belirtileri
Magnezyum Eksikliğinin Belirtileri
Magnezyum
eksikliğinde ise, halsizlik, yorgunluk, sinirlilik, uyuşukluk,
dalgınlık, iştahsızlık, uyku bozuklukları, depresyon, göz kararması, kas
krampları- kasılmaları, kas seğirmeleri ve titremeleri, sinirsel
bağırsak rahatsızlıkları, tansiyonun yükselmesi, kalp ritminde
bozulmalar ve koroner spazm gibi belirtiler oluşabilir.
Magnezyum
birçok kimyasal reaksiyonlar için gerekli olan temel bir mineraldir.
Enerji üretimini tetikleyen enzimler magnezyuma bağımlıdırlar ve
eksikliği kronik enerji eksikliği sonucunu doğurabilir.
Magnezyumun
aynı zamanda kramplar, astım, böbrek taşları, diyabet, yüksek kan
basıncı, migren ve tansiyon baş ağrıları, adet öncesi gerginlik ve
osteoporozis dâhil birçok rahatsızlığa iyi geldiği bilimsel olarak
kanıtlanmıştır.
Bu
yüzden magnezyum noksanlığı sağlığımızı birçok yönden etkiler. Yüksek
düzeydeki magnezyum eksikliği ise ölümle sonuçlabilecek ciddi bir
durumdur.
Ayrıca magnezyum potasyum fosfor kalsiyum ve C vitamininin vücutta daha iyi bir biçimde değerlendirilmesini de sağlar.
Kaynakça: http://www.saglik-bilgisi.net/ magnezyum-eksikligi-nelere- yol-acar-nasil-giderilir- t1597.html
Kaynakça: http://www.saglik-bilgisi.net/
4 Aralık 2012 Salı
Woda-Pure Hakkında
Üstün Alman Teknolojisi ile üretilmiş BWT ürün Woda-Pure artık Türkiye'de , tek kartuş ile 10 ton içme suyu sağlayan , yeni nesil su filtresi Woda-Pure musluğunuzu sağlık pınarına çevirecek. Kesinlikle Ters-Ozmoz Sistemi Değildir. Çin Malı değildir, Tamamiyle Almanya'da Üretilmektedir.
1. Ekonomik Kazanç;
Bir Woda Pure su filtresi ile kartuş değişimi olmaksızın musluğunuzdan 10 Ton (526 Damacana) suyu filtreleyerek, içme suyu olarak kullanabilirsiniz. Diğer sistemlerin aksine sık aralıklarla filtre değişimine ihtiyaç duymaz. Bir Woda-Pure su filtresi ile damacana maliyetiniz 2 tl ‘ye düşer
2. Sağlıklı Su;
Yeni nesil su filtresi Woda-Pure, diğer sistemlerin aksine suda bulunması gereken yararlı mineralleri tutarak size sunar, bununla birlikte vücut için son derece gerekli ve yararlı minerallerden biri olan Magnezyumu, içinde bulundurduğu özel keseciği sayesinde suya ekleyerek, suyun mineral değerini yükseltir ve suya enerjik özellik kazandırır. Bu teknoloji ile; -Partikülleri -Kloru -Rengi -Kötü Kokuyu -Zararlı Bakterileri ve Virüsleri Filtreler -Suda ki Ağır Metalleri -Suya Karışabilecek olan Tarım ya da Böcek İlaçlarını tutar.
3.Ergonomik Özelliği;
Yeni nesil Su Filtresi Woda-Pure’ü diğer su filtrelerinden ayıran bir diğer özellik ise tezgah altında fazla yer kaplamamasıdır, diğer filtrelerin aksine depo ya da benzeri ek ekipmanlara ihtiyaç duymadan su ihtiyacınızı karşılar, ergonomik yapısı ile tezgah altında ya da sebilinizin içerisinde rahatça kullanılabilir.
Woda-Pure Teknik Özellikleri
Akış Hızı (Debisi) :120-200 Litre/Saat Nominal Çalışma Basınç :6 bar Kulllanım Ömrü :10.000 Litre* Maks. Çalışma Basıncı :8 bar *Kullanım ömrü suyun, giriş şartlarına bağlıdır. Woda-Pure Kullanımında Dikkat Edilmesi Gerekenler Ürünün montajından sonra, teknik servis elemanlarımız haricinde kimse tarafından yeri değiştirilmemelidir, bağlantı elemanlarına müdahale edilmemelidir. Ürün dikey pozisyonda montajlanıp, çalıştırılmadır. İlk kullanımda 5 dakika boyunca su akıltılmalıdır, bu işlemden sonra Woda-Pure kullanıma hazırdır. 2 haftadan uzun süre kullanılmaması durumunda, Woda-Pure tekrar kullanılmadan önce yaklaşık 5 litre su akıtılmalıdır.
BWT Woda-Pure Teknik Servis Hizmeti Detaylar;
Uzman teknik servis ekibimiz, filtre kullanımı sırasında karşılacağınız her türlü sorunu çözmenize yardımcı olur. Yılda 2 defa, 6 aylık düzenli periyodlar ile teknik servisimiz sizi ziyaret ederek filtrenizden akan suyun mineral değerlerini, çalışma durumunu ücretsiz kontrol eder |
30 Kasım 2012 Cuma
Bugün Ne Yapmalı?
Bilindiği
İstanbul, su ihtiyacının temini için yedi barajdan beslenmektedir ve bu
barajlarda İSKİ tarafından ciddi şekilde arıtılmaktadır ve fiziksel ve kimyasal
analizler sürekli olarak yapılmakta ve yayımlanmaktadır. Bu verilere göre suyun
mineral miktarı 300mgr/litre mertebesinde, sertliği 12-15FS ͦve pH ise 7.5 mertebesindedir. Bu anlamda
teknik olarak bu su iyi bir sudur!...
Peki, sorun
nedir? Niçin insanlar şehir şebeke suyunu kullanmak istemezler? Çünkü barajlardan
evlerimize kadar işyerlerimize kadar su, yüzlerce kilometre boru hatlarıyla
gelmektedir ve bu hatlar sürekli yenilense de yeteri kadar güvenlikli değildir,
nerede ne zaman hangi kontrolsüz ekskavatörün nereyi gagalayacağı belli
değildir. Bunu İSKİ idaresi de bilir ve bu yüzden suya olması gerekenden çok
fazla klor enjekte eder, mikrobiyolojik kirlenmeyi önlemek için… Yani elimizde
teknik verileri çok iyi bir şehir şebeke suyu kaynağımız var ancak klor, olası
mikrobiyolojik ve ağır metal kirlenmesini bertaraf edebilecek teknolojik
cihazlarımız varsa sağlıklı su içmek mümkün olacaktır.
Diğer taraftan
ülkemizde günde 1.500.000 adet damacana dolumu yapılmaktadır ve bunun 700.000
adedi İstanbul’da satılmaktadır. Çevre etkisi anlamında bu 700.000 PC damacana 490Ton
Polikarbonat demektir bu da 4.800Ton/gün, yılda 1.752.000Ton CO2 salınımı demektir.
Yani İstanbul’un sadece PC damacana tüketiminden kaynaklanan “karbon
ayak izi 1.7Milyon Ton/yıl”dır, Kyto sözleşmesine imzalamış bir ülke
olarak bunun maliyeti yani ödenecek karbon ayak izi bedeli 17Milyon$/yıl
demektir.
Yukarıdaki
bağlamda izlenen içme suyu elde etme ve kaynak sularını değerlendirme
stratejisi hem doğal kaynakların israfı hem ekstra maliyet demektir. Türkiye
doğal kaynak suları anlamında zengin bir ülkedir ve yaklaşık 238 firma faaliyet
sürdürmektedir; uygun bir teknolojiyle şehir şebeke sularının içilebilir hale
getirilmesiyle, bu firmalar iç tüketim yerine dış pazarlara yönlendirilerek
3-5Milyar$’lık ihracat geliri sağlanabilir.
Gelinen
noktada, bu konsepte uygun teknoloji var mı? Sorusu nihai çözüme özne olabilir.
Evet bugün bir Alman firması olan BWT-Best Water Technology geliştirdiği
WODAPURE-ENERGY ultra filtrasyon
teknolojisiyle, 20 nano metre filtrasyon yaparak, ters-ozmosun tersine, sudaki
olması gereken mineralleri koruyan, kloru, koku yapan organik maddeleri, virüs,
bakteri, parazit, koli basili, lejyonella basili, tarım ilaçları kalıntılarını
tutabilen, ek olarak bir miktar Caᶧ iyonu yerine Mgᶧ iyonu ekleyen, böylece
suyu daha enerjik özellik kazandıran, kendi başına 10.000Lt yani 526 damacana
suyu hijyenik ve enerjik hale getirebilen, mutfakta tezgah altına ve su
sebillerine çok kolaylıkla monte edilebilen ve ekonomik de olan bir çözüm
sunmaktadır. Almanya ile eş zamanlı olarak 2012 Mayıs ayından itibaren
Türkiye’de İstanbul merkezli olarak tanıtılmaya çalışılmaktadır.
Bu sistemin çevre katkısı ise aşağıdaki şekilde
özetlenebilir:
·
Bir Woda-Pure sistemi 526 adet damacana suya karşılık
gelir,
·
Bu 526 damacana 368Kg. Polikarbonat demektir,
·
Bu kadar damacananın üretimi, dağıtımı ve geri dönüşümü
için yapılan CO2 salınımı 3600Kg.’dır.
·
Karbon Borsasında CO2 fiyatı 10$/Ton-CO2’dur.
·
Bir Woda-Pure kendi başına 3600Kg CO2 salınımını
engeller.
·
Bir ağaç yılda 282Kg CO2 absorbe edebilir ki, bir
Woda-Pure yaklaşık 3600/282=~13 ağaç demektir.
Son söz olarak, su, sıradan bir kimyasal, sıradan bir element değildir, bir
yaşam kaynağıdır ve yaşamın ta kendisidir. Su canlı bir elementtir, kötü sözden
rahatsız olur ve kristal yapısı bozulur, sevgi sözünden ve senfonik müzikten hoşlanır
ve müthiş formlarda kristalize olur. Suya yaşam alanı tanımak, onu koruyup
kollamak kendimizi, kendi yaşamımızı ve doğal dengeyi korumakla eş anlamlıdır.
26 Kasım 2012 Pazartesi
Suyun Mineral İçeriği, Sertlik Değeri ve Asidite-Alkalite Değeri
Ancak
ülkemizde yanlış yönlendirme nedeniyle mineral içeriği konusunda korkunç bir
yanılgı var; ülkemizin jeolojik yapısı genellikle kalkerik olması nedeniyle
mineral içeriği yüksek yani yüksek sertlik dereceli sulardır. Ne yazık ki daha
sağlıklı olan bu sular, ülkemizde “kaba su-ham su” olarak tanımlanmakta ve halka 0,5-1,5 Fransız
sertliğinde (FS ͦ) çok yumuşak sular
tavsiye edilmekte ve böyle bir damak tadı algısı oluşturulmaktadır.
Aynı
zamanda kuvarsit, granit ve volkanik kayaçlardan süzülen bu sular, magnezyum
(Mg) ve kalsiyum (Ca) tuzları açısından çok fakir ve asidik-bazik göstergesi
(pH) 6,5 mertebesinde asidik yani aşındırıcı karakterde sulardır. Türkiye’de halen işletilmekte olan menba
sularının büyük bir bölümü, kuvarsit, granit ve volkanik kayaçlardan oluşan
kaynak suları değildir, ancak korkunç bir cehaletle kireçtaşı, dolomit ve
mermer kayaçlardan oluşan yüksek mineralli kaynak suları, işletmeci şirketler
tarafından ters-ozmos teknolojisiyle proses edilerek yine sertlik dereceleri
0,5-1,5 FS ͦmertebesine düşürülmektedir.
Ters-ozmos teknolojisi önemli bir arıtma teknolojisidir, ancak gerek kaynak
suyu çıkışına gerekse de şehir şebeke suyu çıkışana, sertliği düşürmek adına bağlanacak
bir teknoloji değildir; bu proses esnasında 100 birim giriş suyundan 25 birim
çıkış suyu, 75 birim atık su elde edilir; bu ciddi şekilde kaynak israfıdır
yani %75 kayıp demektir. Aynı zamanda işlemden geçen suyun mineral miktarı 15-50ppm
mertebesindedir ki bu içilecek su değil ancak ideal bir ütü suyu veya
biraz daha işlemden geçirilip 0.0ppm’lik su elde edilirse akü suyu olabilir.
Sağlık Bakanlığı’nca düzenlenen “Menba
Suyu Yönetmenliği,” menba suların sertliğinin 0-10 FSº arasında olması şartına
yer veriyordu. Sonra, sertlik üst sınırı kaldırıldı, fakat alt sınır tanımlanmadı.
Avrupa Birliği ve Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) standartlarında ise bu değerler
çok farklı olarak tanımlanmıştır. İçme
suyunda, Avrupa Birliği Fransız sertlik değerinin minimum 15 (FSº), WHO da
minimum 10 (FSº) sertlik derecesinde olmasını önermektedir.
Suyun sertliği,
genellikle ülkemizde de olduğu gibi Fransız Sertlik (FS ͦ) birimi ile ifade ediliyor ki, suda
çözünmüş olarak bulunan Ca ve Mg karbonat bileşiklerinin toplamı olarak
tanımlanıyor. Buna göre;
·
0-5 FS ͦ :
çok yumuşak,
·
5-10 FS ͦ :
yumuşak,
·
10-20 FS ͦ :
Orta sert,
·
20-30 FS ͦ :
Sert,
·
> 30 FS ͦ :
Çok sert sular olarak sınıflandırılıyor.
pH ise suyun asidite-alkalite
(bazik) derecesini gösteren bir terim. pH aralığı 0-14 arasında değişiyor. 7
nötr, 0-7 arası asidik, 7-14 arası alkali su olarak kabul edilir. Bir su ne
kadar çok Ca, Mg ve potasyum içeriyorsa asitliği de o kadar az oluyor; yani
pH’sı alkali tarafta oluyor. pH değerinin 7,5-8.5 arası olması
(yani hafif alkali olması) idealdir.
İçme sularının, önemli bir Ca kaynağı olması gerekir. Bir insanın günlük
kalsiyum ihtiyacı 1000 mg’dır. Çocuklar ve yaşlılar için bu ihtiyacın
karşılanması özellikle önemlidir. Gerekli kalsiyumun yaklaşık yüzde 20’sini
içtiğimiz sudan alırız. Bunun için de, 100 mg/litre kalsiyum içeren bir sudan
günde iki litre içmemiz gerekir.
Ca ve Mg dışındaki mineraller de çok
önemlidir. Doğada ve insan vücudunda soy gazlar hariç 84 element
bulunmaktadır. İnsan vücudunun bütün bunlara ihtiyacı vardır, çünkü bu
elementlerin hiçbiri insan vücudunda üretilmemektedir. İşin kötü yanı bazı
doğal mineralleri (selenyum, molibden, vanadyum, magnezyum, lityum, kobalt vb)
alacağımız doğru dürüst bir kaynak yoktur. Bu minerallerin hemen tamamı
kaliteli kaynak suluları, maden suları ve kaya tuzlarında bulunuyorlar ve
sağlığımız için çok önemlidir. Bu konuda ABD’den ilginç araştırma sonucu
veriliyor; Texas’ta lityumdan fakir suların içildiği bölgelerde cinayet,
hırsızlık, soygunculuk, tecavüz ve intihar olgularının daha çok görüldüğü
saptanmıştır!..
Magnezyum (Mg) ise, kas ve kemik sağlığı ile sinir iletisi için
önemlidir. Günde ortalama 200-400 mg magnezyum alınması gerekiyor. İleri yaş ve
hamilelikte, ayrıca her yaşta yorgunluk hissedildiğinde magnezyum ihtiyacı
artar. Bu madde kalp kası sağlığı için de önemlidir. Son
yıllarda Mg’un kansere karşı direnç sağladığı da
iddia edilmektedir. Vücut, yine Mg gereksiniminin önemli miktarını da içme
suyundan karşılıyor. WHO yayınlarında, içme suyunda kullanılan düşük
sertlikteki asidik suların, insan sağlığına olan olumsuz etkileri
araştırılmıştır. Bu araştırmalarda, magnezyum yönünden zengin su kullanan
bölgelerde yaşayan insanlarda kalp krizi riski anlamlı bir şekilde düşük
bulunmuştur.
Bugün, dünyada en çok satılan
Fransızların menba suyu Evian’ın sertlik derecesi, 27 FSº dir,
yani Türk damak tadı standartlarında “kaba bir su”dur Evian. Bizde bu değer, en
çok satan menba sularında 1-1.5 (FSº) Fransız sertlik derecesi arasındadır,
yani dünyanın en popüler suyu ile Türkiye’nin en popüler suları arasında büyük
bir fark var. Ülkemizde, geçmişte “yönetmelik gereği,” şimdi
de “Türk Standartları” gereği düşük sertlikli suların içilmesi teşvik ediliyor.
Suyu bakteriyolojik olarak korumak ve depolama
süresini arttırmak için bazı büyük firmalar şişelemeden önce suya ozon yüklemektedirler.
Kaynak suyunun ozonlanması, suyun doğal
özelliğini kaybettirir. Yönetmeliklerde ozonlama yoktur.
Sonuç olarak, herkesin elinde pet şişe su, evlerde damacana su, oluşturulan
damak tadı algısı “yumuşak su” yani pH değeri 6,5’tan az, mineral içeriği fakir, asidik
yani aşındırıcı sulardır.
Vahim olan bir diğer süreç ise “ damacana su’dan tasarruf etme” adına
oluşturulan evlerde mutfak musluğuna bağlanan tezgâh altı arıtma cihazları ve
arıtmalı sebil sektörüdür. Ancak, yine kullanılan teknoloji
ters-ozmostur. Yani yine sıfır su üretilmektedir.
Bilimsel
araştırmalar damacana ve pet şişelerin suya etkisini aşağıdaki şekilde
özetlemektedir:
·
Pet şişeler suya ANTİKON denen ağır metal yükler ve STALAT denen endokrin bozucu kimyasal
yükler.
·
Damacanalar polikarbonattan üretilir, bir petrokimaya türevidir, suya bisFenol A (BFA) denen bir toksit
yükler; kanserojen olduğu FDA tarafından onaylanmış ve Avrupa, ABD ve Kanada’da
yasaklanmıştır;
·
Davranış bozukluklarına ve beyin hasarına,
·
Prostat ve meme kanserine,
·
Kız çocuklarında erken adet görmeye ve boylarının kısa kalmasına,
·
Hormonal bozukluklara,
·
Erkeklerde kısırlığa neden olur,
·
Kordon kanı ve anne sütüne doğrudan geçer,
·
Anne karnındaki bebeklerde 100-300kat BFA yoğunlaşmasına neden olur ki;
yaşamı için ciddi tehdit oluşturur. (Bu bilgiler İstanbul Üniversitesi
Öğretim üyesi Prof. Dr. Kenan Demirkol’dan derlenmiştir.)
Özellikle, kemik oluşumu devresinde çocukların ve ileri yaşlardaki
yetişkinlerin bu aşındırıcı kaynak sularını, ne kadar “yumuşak,” ne kadar
lezzetli olursa olsun sürekli kullanmaları sağlığa aykırıdır. Belirli bir yaşın
üzerindeki kadınlarda, kemik
erimesinin görülmesi, sık sık kalça kırılmalarının yaşanması, olağan bir
olay değildir. Temel sorun mineral miktarı düşük ve dolayısıyla pH değeri düşük, asidik-aşındırıcı
özellikte su içilmesidir.
23 Kasım 2012 Cuma
Suya Dair Ciddi Şeyler
“Su gibi ömrün uzun olsun!” deriz, birisine şükran duygularımızı ifade ederken, ona sonsuzluk dilerken.
“Su gibi aydın olasın!” deriz; birisine
aydınlık, bilgelik atfederken.
“Bir içim su gibi!” deriz; ayın on
dördü bir güzeli betimlerken.
“Aynı suda iki kere yıkanılamaz!”
deriz; diyalektik bağlama vurgu yaparken…
“İnsanoğlu su gibidir, kolaya akar!”
deriz; insan doğasının, enerjinin korunumu yasasına yaslanmasını anlatırken..
“Su çatlağını bulur!” deriz, nihai
kavuşmayı betimlerken…
“Su hayattır! “ deriz, onsuzluğun yok
oluş olduğuna vurgu yaparken… Ve daha birçok özdeyiş vardır suya dair, insanoğlunun dilinin ucunda, meramını en iyi
anlatmak için..
Peki, su nedir?
En genel anlamıyla, felsefi bağlamda
yanıt aramaya çalışalım. Kadim ilk çağ filozoflarından Thales, mitoloji ve
dinin söylemleri dışında varlığın, varoluşun nedenini, bir nedensellik
bağlamında araştırırken bir şeye karar veriyor: “doğadaki varlıkların,
çoklukların bir ilk maddesi olmalı, bir ana madde olmalı, o da SU’dur ” diyor.
Ve bu bağlamda doğa felsefesinin bir diğer adıyla varlık felsefesinin kurucu
babası Thales olarak kabul ediliyor.
Aristoteles’e göre her şeyin bir telos’u, ulaşması gereken içsel bir ereği olmalı;
öyleyse hidrojen (H2) atomunu telos’u, oksijen atomuna (O2) tutulmak, ona ilahi
bir aşkla bağlanmak olmalı; aynı zamanda oksijen atomunun durumu da hidrojene karşı
aynı ki, biri yakıcı, diğeri yanıcı olan bu iki gazın birleşmesinden, müthiş
bir enerji patlamasıyla ( H2+O2=H2O+572kj Enerji )
belki de yaşamın tek ve biricik kaynağı su meydana geliyor…
"Bir an için sen, su olduğunu
düşün..." diyor Mevlana.
“Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi
yararlı, su gibi gerekli ve su gibi bitmez tükenmez olduğunu da unutma.”
“ Ayrıca su gibi sakin olabileceğin
gibi, su gibi de "kıyametler" koparıcı olabileceğini de unutma.”
“Vadiler varken önünde ve ovalar
varken, yayılabileceğin küçük ırmaklara ayırabiliyorsan kendini
ve bardaklara bölebiliyorsan, yaşam verirsin çevrene; yoksa hep
duyulmayan, dinlenmeyen, korkulan ve kaçılan olursun; seller, afetler gibi.”
Diyor yüce Mevlana.
17yy rasyonalist (akılcı) filozofu
Gottfried Wilhelm Leibniz “Mümkün dünyaların en iyisi bu dünyadır” diyor.
Bilindiği gibi rasyonalist, ampiristtin (deneyimci) tersine, bilgiye ulaşmak
için tek ve en üstün yolun akıl yürütmek olduğunu, sadece akıl yürütmeye
dayanan kanıtlarla bilgiye varılabileceğini savunur. Şöyle bir akış ile sonuca varmaya çalışıyor:
- “Tanrı bir dünya yaratmayı seçmeseydi, dünya diye bir şey olmazdı.”
- “Yeter sebep ilkesine” göre en az iki seçenek olmalı, birinin diğerine karşı gerçekliğini açıklamak için.
- “Ancak, Tanrı belli bir dünyayı yaratmayı seçtiyse, bu sırada etrafta başka bir dünya olmamalıydı; o halde “yeter sebep ilkesi” akıl yürütmeye yetmeyeceğine göre, açıklama bizzat Tanrının özellikleri arasında olmalıdır.”
- “Tanrı hem her şeye kadir, muktedir hem de ahlaken kusursuz olduğuna göre, mümkün dünyaların en iyisini yaratmış olmalı, aksi düşünülemez, şartlar dâhilinde yarattığı tek dünya, tek mümkün dünyadır.”
- “Tanrı, her şeye kadir ve ahlaken mükemmel olduğuna göre, en iyisi olmayan bir dünyayı yaratmış olamaz.” Der ve noktayı koyar Leibniz.
Bu bağlamda ben de naçizane, bu
dünyanın mümkün olan dünyaların en iyisi olduğuna inanırım, ki bu dünyanın
%91,5’i su ise Tanrının bir bildiği olmalı ve bu veri insanlık tarafından doğru
anlaşılmalı; bu kadar büyük çokluk karşısında insanlık o kadar korkunç bir aymazlık
içerisinde olmamalı..
İnsanoğlunun sanayileşmede ve
eşit-yaklaşık uygarlaşmada sağladığı başarı ve bu başarıda motor rol oynayan
kapitalist üretim ilişkileri, başta doğal kaynaklar olmak üzere, hemen her
türlü kaynağın talan edilmesi sonucunu doğurdu. Ekolojik denge kritik seviyede
bozuldu. Yaşam üçlüsü “hava, toprak ve su” tehlikeli boyutlarda
kirlendi. “Modern dünyamızda” özellikle içme suyu kaynaklarına ulaşım
bağlamında aşağıdaki sonuçlar oluştu:
- Her 20 saniyede bir çocuk sudan nedenlerle ölüyor,
- Yılda 3,4 milyon insan su ve hijyen yoksunluğundan ölüyor,
- 780 milyon insan suya ulaşmada yoksunluk yaşıyor, bu ABD nüfusunun 2,5 katı demektir,
- Kadınlar her gün su taşımak için 200 milyon-saat harcıyorlar,
- Her yıl dünya varoşlarına, kanalizasyon sistemi olmayan düzensiz yerleşkelere 60 Milyon insan ekleniyor,
- Kanalizasyon yetersizliğinden ölümler herhangi bir savaşta silahlardan olan ölümlerden daha fazla,
- Bir Amerikalının 5 dakikalık duşta kullandığı suyu, az gelişmiş ülkelerin varoşlarında bir kişi gün boyu kullanamıyor,
- İnsanların çoğunun tuvaletten çok mobil telefonu var..
Ve nihayet aşağıdaki noktalarda
farkındalık gelişmeye başlıyor:
- Dünyanın %91,5’i sudur,
- Ancak bunun % 0,8’i içilebilir su kaynağıdır,
- Su, bir yaşam iksiri olarak sınırlı bir kaynaktır,
- İnsanlık su ile çok sıkıntılı bir çağa giriyor,
- Artan nüfus ve artan su tüketimi, artan kirlilik,
- Ve su bozulabilir bir gıda maddesidir,
- Taze su sağlamak sıkıntılı bir süreç oluyor,
- İçilebilir su aynı zamanda mineral kaynağıdır,
- Bakteriler görünmez tehlikedirler.
Ülkemiz bağlamında ise, su kaynakları
bakımından kozmos tarafından şanslıyız, ancak kaynaklarımızı fena halde
kirletiyoruz; Denizli’de su sondajlarından renkli su çıkıyor, tekstil
boyahanelerimizin arıtma sistemleri yok ve/veya çalışmadığı için.
Metropollerimizde ise su sağlayan barajlarımızın çevre korumaları sorunları
ve/veya iletim hatlarımızdaki sorunlardan dolayı son kullanıcıya ulaşan suyun
kalitesine ilişkin haklı ve ciddi kuşkularımız oluştu. Böylece sağlıklı su içme
ihtiyacı doğal olarak kendi iş kolunu, kaynak suyu üretim ve dolum tesisleri
gibi bir sektörü oluşturdu ve bugün bu sektörün büyüklüğü 9Milyar TL’ye ulaştı.
Ancak ciddi standart, yönetmelik, teknoloji, bilgi ve algı sorunlarıyla
birlikte yeni bir ihtiyacı tetikledi: “içilebilir sağlıklı su nedir?”
sorusu kamuoyunda tartışılmaya ve kavranmaya başladı.
Görülüyor ki, insanoğlu ne ile en çok
hemhal olursa ki insanoğlu anne karnından son yolculuğa kadar su ile hemhal
olur, onunla ilgili bilgi fakirliği içerisinde oluyor ve tabii ki aynı zamanda
az gelişmişliğin bir tezahürüdür.
- İçilebilir su konusunda bilimsel bilgi için yine Avrupa ve Amerikan standartlarına bakmak zorunda kalıyoruz; teknik olarak içeme suyu niteliklerini aşağıdaki şekilde özetleyebiliriz:
- İçerdiği mineral miktarı 100-500ppm, ortalama 300ppm yani 300mgr/litre olması,
- Alkalite-asidite göstergesi (pH) >7 olması, yani alkali-bazik karakterde su olması,
- Pb, Hg vb ağır minerallerin olmaması,
- Klor ve kötü koku yapan organik maddelerin olmaması,
- Virüs, bakteri, koli basili, parazitler ve lejyonella basili gibi mikro organizmaların olmaması,
- Tarım ve zirai ilaç kalıntılarının olmaması,
- Sağlanabilirse magnezyum miktarının daha fazla olması tavsiye edilmektedir.
- Ve suyun son kullanma noktasında (POU-Point Of Use) işlemden geçirilmiş olması ve mümkünse uzun süre bekletilmemesi ve depolanmaması ideal haldir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
